Hangi güven? Neye dayanarak? Kime karşı?
Ağrı’da, Diyadin’de, Doğubayazıt’ta, Patnos’ta, Tutak’ta, Eleşkirt’te, Hamur’da… İlçe isimleri değişiyor ama manzara pek değişmiyor. Görev süresi boyunca ortaya konan elle tutulur bir başarı yok, vatandaşın hayatına dokunan somut bir hizmet yok ama bir bakıyorsun “güven tazelenmiş”.
Allah aşkına, bu güven ne zaman kazanıldı?
Yollar mı yapıldı? Gençlere iş mi bulundu? Esnafın yükü mü hafifledi? Köylerin, mahallelerin yıllardır süren sorunları mı çözüldü?
Cevap çoğu zaman net: 0.
Elde var: 0.
Ama tabelalar süslü, açıklamalar bol, fotoğraflar kalabalık. Gerçek hayat ise başka bir şey söylüyor. Kış gelince çamura teslim olan yolları, yaz gelince susuz kalan mahalleleri, işsizlikten göç eden gençleri bu “güven” tablosunun neresine koyacağız?
Ağrı gibi zor bir coğrafyada yönetici olmak, koltukta oturmak değil; sorumluluk taşımaktır. Makamlar vitrin değildir, emanet yeridir. Bu memlekette insanlar artık slogana değil,icraata bakıyor. Basın toplantısına değil, sonuca bakıyor.
Asıl mesele şudur: Göreve gelirken ne vaat ettin, giderken arkanda ne bıraktın?
Bir başkan, görev süresi sonunda arkasında iz bırakmamışsa; ne kadar “güven tazelerse tazelesin”, o güven kağıt üstünde kalır. Çünkü gerçek güven sandıkta değil, sokakta, çarşıda, köyde kazanılır.
Ağrı halkı saf değil. Kimin çalıştığını, kimin sadece konuştuğunu çok iyi görüyor. Bugün alkışlananlar, yarın sessizlikle uğurlanabilir. O yüzden herkes dönüp aynaya bakmalı.
Mesele yeniden seçilmek değil, iyi anılmak.
Mesele koltuğu korumak değil, memlekete değer katmak.
Ve unutulmamalı: Bu şehirde güven tazelenmez, hak edilir.
