Bu hak ediş yalnızca Diyadin’de seracılık projelerinin hayata geçmesi midir?
Koza Altın İşletmeleri için verilen sözlerin tutulması mıdır?
Elbette bunlar önemli. Ama yeterli değil.Biz yıllarca hep aynı şeyi yapmışız:
Birileri gelsin, bizim hakkımızı versin diye beklemişiz.
Birileri bizim adımıza düşünsün, planlasın, mücadele etsin istemişiz.Bu bekleyiş yıllarca hiç değişmemiş.
Sonra da dönüp hep aynı cümleyi kurmuşuz: “Hak ettiğimiz yerde değiliz.” “Hak ettiğimiz yere geleceğiz.”
Ama nasıl?
Kimle?
Ne zaman?
Konuşması gerekenler konuşmuyor.
Sorumluluk alması gerekenler kenarda duruyor.
Yetkisi olan susuyor, itiraz etmesi gereken alışıyor.
Herkes eleştiriyor ama az kişi risk alıyor.
Herkes sonuç istiyor ama bedel ödemek istemiyor.Oysa hak dediğimiz şey, sadece verilen bir şey değildir.
Hak, talep edilir.
Hak, takip edilir.
Hak, sorumlulukla büyür.Sürekli başkalarından bekleyen bir toplum, hak ettiğini değil, layık görüleni yaşar.
Bu bir serzeniş değil, bu bir aynadır. Bu aynaya bakmadan ilerlemek mümkün değil.
Eğer gerçekten hak ettiğimiz yerde olmak istiyorsak;
önce bekleyen değil, sorumluluk alan olmamız gerekir.
Konuşan değil, taşın altına elini koyan olmamız gerekir.Aksi halde yıllar geçer, cümle değişmez:
“Hak ettiğimiz yerde değiliz…”Ama gerçek şu ki;
hak ettiğimiz yere, hak ettiğimiz gibi davranmadan varamayız.
