Dervişe sormuşlar:
“Deve türkü söyler mi?”
Derviş demiş ki:
“Dinleyecek eşek bulurlarsa, gazel bile okur…”
Mesele devenin türkü söylemesi değil; mesele, kimin konuştuğu ve neden konuştuğudur.
Bugün bakıyorsun… Adam daha iki kelimeyi bir araya getiremiyor, bir cümleyi tamamlayamıyor; ama bir bakıyorsun başkan olmuş.
Ne bilgi sorulmuş,
ne birikim tartılmış,
ne de ehliyet aranmış.
Hele ki Ağrı’da…
Liyakat değil, yakınlık kıymetli.
İş bilmek değil, yer bilmek makbul.
Sorumluluk, taşıyamayana; yetki, anlamayana emanet ediliyor.
Sonra da şaşırıyoruz…
Neden işler yürümüyor,
neden kurumlar yıpranıyor, neden halkın güveni eriyor?
Çünkü iş ehline verilmedi mi, söz de ehline verilmez.
O zaman deve türkü de söyler, gazel de okur…
Alkış çok olur, ama bedelini yine memleket öder.
Dinlemesini bilmeyene hakikati anlatamazsın. Liyakati duymak istemeyene adaleti öğretemezsin.
Ve hele ki Ağrı’da…
Hakikat hâlâ ayakta, ama çoğu zaman susturulmuş bir köşede bekliyor.
Bir gün, ehline söz verilir mi bilinmez…
Ama bu topraklar, liyakatsizliğin faturasını er ya da geç önüne koyar.
