Benim için bir heves değil, geçici bir uğraş hiç değil. Yazmak; bazen susamadığımda konuşma biçimim, bazen de içimde birikenleri hayata karşı savunma şeklimdir. İnsan her şeyden vazgeçebilir belki ama kendinden vazgeçemez. Ben de yazmaktan vazgeçemiyorum.
Hayat çoğu zaman kalemin önüne geçiyor.
Zaman daralıyor, imkânlar kısıtlanıyor, hayaller erteleniyor. Her gün yazmak, her yıl yeni kitaplar çıkarmak belki şimdilik mümkün değil. Ama kelimeler beklemeyi bilir. Ben yazmayı ertelemiyorum, sadece sabırla sürdürüyorum.
Yazdıklarımın tek bir pusulası var: vicdan.
Ne rüzgâra göre yön değiştirdim ne de alkışa göre cümle kurdum. Eğilip bükülmeyen satırlarım oldu, rahatsız eden sorularım… Çünkü yazının görevi hoşnut etmek değil, hakikati aramaktır.
Ben bu memleket için yazıyorum.
Sorunlarını, sıkıntılarını, eksiklerini, dertlerini; sevinçlerini de…
Görmezden gelmeden, saklamadan, olduğu gibi.
Bu toprakları seviyorum.
Ağrı’yı seviyorum, insanlarını seviyorum, bu memlekete aşığım. Kalemim buradan besleniyor; samimiyetten, aidiyetten, sorumluluktan…
Bu insanlar her şeye layık.
Ama çoğu zaman her şeyden mahrum bırakılıyorlar.
Bu insanlar geri değil; geri bırakılıyorlar.
İşte tam da bu yüzden, bu insanların sesi olmak zorundayız.
Çünkü yazmaya mecburuz.
Yazmazsak sahipsiz kalır bu memleket.
Sahipsiz kaldığı zaman da çareleri tükenir.
Biz yazmaya devam edeceğiz.
Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir duruşla…
Korkmadan, çekinmeden, kimliğimizi saklamadan.
Bu bir iddia değil, bir tercihtir.
Bu, kalemin tarafını seçme meselesidir.
Bizi okuyan, kelimelerimize yol arkadaşlığı yapan herkese teşekkür ederim.
Unutulmamalı ki; kalem kılıçtan keskindir.
Ve doğru yerde durduğunda, sessiz ama derin izler bırakır.
