Ne yazık ki bugün bu topraklarda en büyük sorun yoksulluk ya da imkânsızlık değil; ahlaki çürümedir. Yanlışı normalleştiren, ayıbı ustalık sayan, kul hakkını “akıllılık” diye pazarlayan bir anlayış, toplumun huzurunu içten içe kemirmektedir. İşte tam da bu yüzden, bu memlekette namussuzluk tükenmeden bu millete gerçek anlamda huzur gelmeyecektir.
Bu söz bir öfkenin değil, bir hakikatin ifadesidir. Çünkü namussuzluk yalnızca bireysel bir kusur değildir; yayıldığında adaleti çürütür, güveni yok eder, insanı insana düşman eder. Ahlaksızlık kol gezdiği sürece ne kanun caydırıcı olur ne de düzen kalıcı.
Huzur; dürüstlüğün ödüllendirildiği, liyakatin esas alındığı, emanete ihanetin affedilmediği bir iklimde filizlenir. Memleketin anahtarını teslim edeceğimiz kişiler, önce “Ben bu emaneti taşıyabilir miyim?” sorusunu kendine sormalıdır. Çünkü bu topraklar, koltuk sevdalılarına değil; ahlaklı, adil ve sorumluluk sahibi insanlara muhtaçtır.
Unutulmamalıdır ki ahlak bir süs değil, bir omurgadır. Omurgası olmayan hiçbir yapı ayakta kalamaz. Bu memleket de ancak ahlakla doğrulur, vicdanla yürür, adaletle huzur bulur.
