Mesele yapıdır.
Bugün “yeni bir entegrasyon modeli”nden söz edenler, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde yapıyı perdelemeye çalışıyor. Oysa gerçekler ortada ve son derece nettir:
Silahsızlandırma olmadan entegrasyon olmaz.
Komuta zinciri dağılmadan normalleşme olmaz.
Tünel ve yeraltı kapasitesi yok edilmeden güvenlik olmaz.
Finans ve lojistik damarları kesilmeden çözüm olmaz.
İdeolojik çözülme olmadan kalıcı barış olmaz.
Propaganda aygıtı susturulmadan fitne bitmez.
Küresel ve bölgesel himaye sona ermeden bu defter kapanmaz.Alanı konuşup yapıyı görmezden gelenler ya meseleyi kavrayamıyor ya da hakikati bilinçli biçimde saptırıyor. Çünkü yapı tasfiye edilmezse, kriz kendini yeniden ve daha karmaşık biçimlerde üretir.
Bugün Suriye’de oluşan tablo, aynı zamanda ABD için de tarihî bir eşiğe işaret ediyor. Küresel bir güç, sahadaki aparatlarını bir günde terk etmez. DAEŞ transferlerinde, yeni nesil PKK form arayışlarında, Şam’a yönelik “hormonlu entegrasyon” denemelerinde, HTŞ’nin dönüşüm ve pozisyon arayışlarında bunu görmek mümkündür.
Bu bir realitedir.
Ama daha büyük bir realite daha vardır:
Hiçbir küresel güç, taktik araçlarını stratejik gerçekliğin yerine koyarak sonsuza kadar taşıyamaz.
Taşımaya çalıştıkça maliyet büyür.
Manevra alanı daralır.
İttifak zemini aşınır.
Eksenler kayar.
Yeni arayışlar derinleşir.
Doktrinler değişir.
Ortak hareket zorlaşır.
Riskler artar, belirsizlik derinleşir.
Ve kontrol edildiği sanılan dosyalar bir noktada kontrolden çıkar.
Bugün ABD tam olarak bu eşiktedir.Türkiye ile yaşanan stratejik krizin bitirilmesi mümkündür.
Güven bunalımının sona erdirilmesi mümkündür.
Jeopolitik uyumun yeniden kurulması mümkündür.
Gerçek bir Ortadoğu güvenlik mimarisi inşa edilebilir.
Artan güvenlik maliyetleri düşürülebilir.
Ama bunun önünde hâlâ temel bir çelişki durmaktadır:
SDG/PKK için yeni formüller aranmaya devam ediliyor.
Oysa bizim açımızdan tablo nettir.SDG/PKK, ABD için konjonktüre göre şekil değiştiren bir taktik araçtır.
Bizim için ise; adı, formu, alanı ve yöntemi değişse de süreklilik üreten varoluşsal bir tehdittir.
Bir taraf için dosya yönetimi,
Diğer taraf için beka meselesi.
Bu iki perspektif aynı düzlemde buluşmaz. Yıllardır süren kriz ve güvensizliğin kaynağı da tam olarak burasıdır. Ve bu durum sürdürülemez.
Artık bir tercih yapılmak zorundadır.ABD, taktik kazanımlar uğruna stratejik gerçeği görmezden gelmeye devam ederse; Türkiye güvenlik mimarisini Washington’ın hesaplarına göre değil, kendi tehdit algısına ve ulusal önceliklerine göre kurmak zorunda kalır.
Gerekirse tek taraflı.
Gerekirse sahada.
Gerekirse yeni denklemler kurarak.
Son olarak şunu açıkça söylemek gerekir:
Bugün coğrafyada bilinçli bir algı operasyonu yürütülüyor. Kuru gürültüyle hakikat bulanıklaştırılıyor. Bu bir karmaşa değil, bir stratejidir. Algı sahası özellikle kirletiliyor.
Bu coğrafyada yaşayan Kürtler artık şunu net biçimde görmelidir:SDG/PKK bir halka hak vermez.
Halkı da, hakkı da rehin alır.
Silahlı vesayet özgürlük değildir
Silahın gölgesinde siyaset olmaz.Tünel, kurşun, EYP, uyuşturucu, dış himaye, baskı, sorgulama yasağı ve dar bir lider çıkarı üzerine kurulu hiçbir yapı “halk iradesi” değildir.
Bu mesele etnik değildir.
Bir Kürt meselesi hiç değildir.
Bu, Kürt kimliğini kullanan; silahlı, ideolojik ve dış bağlantılı bir terör meselesidir.
Ve bu gerçek, ne kadar bastırılmaya çalışılırsa çalışılsın, değişmeyecektir.
