Doğunun sert ayazında nasıl ki soba sönünce ev soğursa, vicdan sustuğunda da şehir soğur. Ağrı’nın, Diyadin’in, Patnos’un, Doğubayazıt’ın sokakları bunu iyi bilir.
Burada insanlar yokluktan çok haksızlığa dayanamaz. Çünkü bu memlekette ekmek paylaşılır, ama adaletsizlik içe atılırken kalp üşür.
Bakıyoruz…
İşi bilenler kenarda beklerken, işi bilmeyenler makam odalarında.
Liyakat konuşulunca ortam sessizleşiyor, ama torpil konuşulunca kapılar ardına kadar açılıyor.
Bu şehirlerde herkes birbirini tanır.
Kimin neyi hak ettiğini de bilir. Ama yine de susulur.
Çünkü susmak bazen “başına iş almamak” demektir.
Oysa vicdan, tam da burada devreye girmelidir.
Yanlışı görüp susmak, karanlıkta yolunu kaybetmek gibidir.
Ağrı Dağı yerinde durur ama yönünü şaşıran insandır.
Yerel meseleler küçük sanılır; oysa bir ilçede yapılan haksızlık, bir memleketin kaderine sirayet eder.
Bugün Diyadin’de,
yarın Patnos’ta,
öbür gün merkezde…
Yanlış yayılır,
doğru ise “şimdilik” ertelenir.
Vicdan ertelendikçe;
gençler umudunu bavula koyar, emek küser,
adalet sessizleşir.
Allah vicdanımıza zeval vermesin.
Çünkü bu coğrafyada bizi ayakta tutan, ne binalar ne makamlar…
Bizi ayakta tutan, soğuğa rağmen içimizi ısıtan vicdandır.
Vicdan susarsa, bu memleket çok şey kaybeder.
Ama konuşursa, her şeye rağmen yeniden toparlanır.
