Abdullah Ağar

Tarih: 19.01.2026 18:59

Tehlikeyi Görmek Başarıdan Daha Kıymetlidir..

Facebook Twitter Linked-in

Sevin ya da sevmeyin… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o gün ortaya koyduğu hedef nettir ve doğrudur: 432 kilometre genişlik, 30 kilometre derinlik. Eğer bu hedef tam anlamıyla hayata geçirilmiş olsaydı, SDG/PKK terör örgütü Arap havzalarına itilecek, bu coğrafyada tutunamayacak ve zamanla etkisizleşecekti.

Ancak o gün 130 kilometre genişlik ve 30 kilometre derinlikle yetinmeyi başarı olarak sunanlar, “Harekât eksik kaldı” dediğimizde en sert tepkiyi gösterenler oldu. Bugün gelinen noktada ise tablo bambaşka bir gerçeği gözler önüne seriyor.

Şam yönetiminin son dönemde yürüttüğü askerî hamleler Arap havzalarını büyük ölçüde temizledi. Ancak bu durum SDG/PKK’yı ortadan kaldırmak yerine, örgütü Kürt havzalarına itti. Yani sonuç, hedeflenenin tam tersine evrildi.

Eğer Şam yönetimi ve ona bağlı güçler bu hatta durur ve ilerlemeyi bırakırsa;

-SDG/PKK varlığını sürdürür,

-İdeolojisini ve Kürt kimliği üzerindeki istismarını devam ettirir,

-Irak geçişlerini kontrol etmeyi sürdürür,

-Türkiye sınırına yaslanır,

-Dahası Şam’ın karar alma mekanizmalarına sızmayı başarırsa…

Bu tablo, Türkiye’ye karşı kurulmuş çok büyük ve çok katmanlı bir komplonun karşılığı olur.

Şam yönetiminin, kendi egemenliği ve Suriye’nin üniter yapısı adına Haseke – Ayn el Arab – Kamışlı – Amude – Derik havzalarında ve Irak geçişlerinin kontrol edildiği hatlarda ne yapacağını dikkatle izliyoruz. Beklentimiz net: Yarım kalan iş, gelecekte çok daha büyük riskler üretir.

Ortaya çıkan geçici başarılarla avunmak bizim işimiz değil. Bizim işimiz riski görmek, tehlikeyi duyurmak ve olası senaryoları bugünden konuşmak.

SDG/PKK terör örgütü;

-Kürt etnik kimliğini istismar ederek güç devşirdiği havzalarda durduğu,

-Irak geçişlerini kontrol etmeye devam ettiği, Mahmur, 

-Sincar, Gara, Süleymaniye ve Kandil’de varlığını sürdürdüğü,

-Türk siyasetini manipüle etmeyi bırakmadığı sürece,

hiç kimse rahatlıkla “Bu iş bitti” diyemez.

Kim bilir…

Belki de oyun tam olarak bu alanlarda, bu geçişlerde ve bu sessiz bölgelerde kuruluyordur.

Bugün gelinen noktada; Terörün türevleri ve elebaşları Terörsüz Türkiye sürecini istismar etmişken, Suriye’de Şam’a bağlı güçler Fırat’ın doğusunda ciddi kazanımlar elde etmişken, Türkiye’de güvenlik güçlerinin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Pençe operasyonları ve Suriye harekât alanlarında aldığı ezici sonuçlar ortadayken…

PKK ve SDG’nin hâlâ bir “otorite” gibi kabul edilmesi açık bir stratejik hatadır.

Stratejinin temel kuralı nettir: Başarıdan faydalanmak.

Eğer elde edilen kazanımlar kalıcı sonuçlara dönüştürülmezse, bu başarılar manipüle edilir, etkisizleştirilir ve bir süre sonra tamamen rafa kaldırılır.

Bu saatten sonra SDG/PKK’nın yalnızca Arap havzalarından çıkarılması yeterli değildir. Asıl yuvalandıkları, güç tahkim ettikleri Haseke – Ayn el Arab – Kamışlı – Amude – Derik havzalarını da boşaltmaları, silah bırakmaları ve teslim olmaları gerekir.

Kürt kardeşlerimizin kimliği ve iradesi, yalnızca Kürt kardeşlerimize aittir.

Muhatap; eli kanlı, yıkıcı-bölücü terör örgütleri ve onların siyasi ruhbanları değildir.

Türk siyaseti de artık doğru mecrasına girmelidir. 1991’de yapılan hatanın bedelini bu ülke çok ağır ödedi. Meclise taşınan terör, önce kitleye, ardından Cumhuriyet tarihinin en büyük isyanlarından birine dönüştü.

Terörle hiçbir bağı olmayan her Kürt kardeşimiz başımızın tacıdır. Devlette, orduda ve siyasette yanı başımızdadır; 

Canı canımız,

Kanı kanımızdır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —